KOBİ'ler Satış Organizasyonunu Nasıl
Kurmalı?
Sınırlı Kaynaklarla Etkili Satış
Organizasyonu Kurmanın 8 Temel İlkesi
KOBİ'ler iş
dünyasının gerçek kahramanlarıdır desek sanırım abartmış olmayız.
Sınırlı
sermayeyle üretim yaparlar. Ekip kurarlar. Satış yaparlar. Finansmanı
yönetirler. Tedarik zincirini ayakta tutarlar. Nakit akışını dengelerler. Bütün
bunları da yoğun rekabetin yaşandığı, hata yapma lüksünün neredeyse hiç
olmadığı bir ortamda gerçekleştirirler.
Büyük
ölçekli şirketlerin sahip olduğu geniş kadrolar, uzman ekipler ve yüksek
bütçeler çoğu KOBİ'de yoktur. Aynı yönetici, çoğu zaman hem satış müdürüdür,
hem pazarlama müdürüdür, hem satın almacıdır, hem de gerektiğinde finans
yöneticisidir. Bu nedenle alınan her kararın etkisi daha büyüktür. Yapılan her
hatanın maliyeti daha yüksektir. Manevra alanları ise oldukça dardır.
KOBİ'lerin
karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri de bilgi ve deneyim
eksikliğidir. Birçok yönetim sistemi, süreç ve uygulama deneme-yanılma
yöntemiyle öğrenilir. Ancak bu öğrenmenin bedeli yalnızca zaman değildir.
Kaçırılan müşteriler, ertelenen büyüme fırsatları ve gereksiz maliyetler de bu
sürecin görünmeyen faturasıdır.
Bu
makalenin konusu, KOBİ'lerde en fazla ihmal edilen yönetim alanlarından biri
olan satış organizasyonunun tasarlanmasıdır.
Otuz yılı
aşkın meslek hayatım boyunca farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda
KOBİ ile çalışma fırsatı buldum. Gördüğüm ortak nokta şuydu: Şirketler çoğu
zaman satışçılarının performansını sorgular. Ancak satış organizasyonlarının ne
kadar doğru tasarlandığını sorgulamazlar. Oysa birçok durumda sorun satışçıdan
ziyade satış sisteminin kendisindeydi.
Şöyle bir
senaryo düşünelim.
Dört
satışçısı bulunan bir KOBİ, Türkiye'nin 81 ilinin tamamını hedef pazar olarak
belirliyor. Kâğıt üzerinde her il satış bölgesi. Her şehirde yeni müşteri
bulunması bekleniyor. Satışçılar bir hafta Karadeniz'de, ertesi hafta
Akdeniz'de, sonraki hafta Doğu Anadolu'da müşteri ziyareti yapıyor.
İlk bakışta
bu yaklaşım oldukça iddialı görünebilir. Hatta bazı yöneticiler bunu
"Türkiye'nin tamamına hâkimiz." şeklinde yorumlayabilir.
Oysa
gerçekte ortaya çıkan tablo çok farklıdır.
Satışçılar
zamanlarının önemli bölümünü yolda geçirir. Müşterilere yeterli sıklıkta
ulaşamaz. Ziyaret kalitesi düşer. Müşteri ilişkileri zayıflar. Yeni müşteri
kazanımı yavaşlar. En önemlisi de yüksek potansiyele sahip bölgeler bile hak
ettiği ilgiyi göremez.
Bu senaryo
istisna değildir. Türkiye'deki çok sayıda KOBİ'nin günlük gerçeğidir.
Şirketler
çoğu zaman sahip oldukları kaynaklara göre değil, ulaşmak istedikleri
hayallere göre satış organizasyonu kuruyorlar.
Oysa satış
organizasyonu, bütün pazarı harita üzerinde boyamak değil; sınırlı satış gücünü
en yüksek ticari değeri üretecek şekilde doğru müşterilere, doğru bölgelere ve
doğru fırsatlara yönlendirme sanatıdır.
Bu nedenle
satış yönetiminde cevaplanması gereken ilk soru şudur:
Elinizdeki
satış gücüyle gerçekten hangi pazarı etkin ve sürdürülebilir biçimde
yönetebilirsiniz?
Satış
Organizasyonu Bir Kapsama Problemdir
Bir satış organizasyonu kurarken cevaplanması
gereken ilk soru kaç satışçınız olduğu değildir.
İlk soru şudur:
Hangi pazarı etkin şekilde kapsayabilirsiniz?
Pazarın tamamını hedeflemek ile pazarı
yönetebilmek aynı şey değildir.
Bir ilde müşteri bulunması, o ilin satış
bölgesine dahil edilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Satış organizasyonu, coğrafi bir harita çizmek
değil; sınırlı kaynakları doğru müşterilere yönlendirme sanatıdır.
Bu nedenle başarılı satış organizasyonları her
zaman seçim yapar.
Bazı pazarlara girer.
Bazılarından ise bilinçli olarak vazgeçer.
Birinci
İlke: Sınırlı Gücü Yoğunlaştırın
Her şirketin en kıt kaynağı sermaye değildir.
En kıt kaynak satışçının zamanıdır.
Bir satışçının bir günde yapabileceği ziyaret
sayısı bellidir.
Bir yılda gerçekleştirebileceği kaliteli müşteri
görüşmesi de bellidir.
Bu nedenle satışçının zamanı, en yüksek getiri
sağlayacak müşterilere ve bölgelere ayrılmalıdır.
Bir satışçı aynı gün hem İstanbul'u hem Erzurum'u
yönetemez.
Her yeni il, her yeni müşteri ve her yeni rota
satış gücünü biraz daha seyreltir.
Başarı ise seyreltilmiş güçle değil,
yoğunlaştırılmış güçle gelir.
İkinci
İlke: Her Pazara Girmek Zorunda Değilsiniz
Birçok KOBİ için en zor kararlardan biri
"hayır" diyebilmektir.
Oysa strateji biraz da vazgeçme sanatıdır.
Düşük potansiyelli, ulaşımı zor, ziyaret maliyeti
yüksek bölgeleri ilk aşamada kapsam dışında bırakmak başarısızlık değildir.
Tam tersine bu, kaynak yönetimidir.
Her il aynı öneme sahip değildir.
Her müşteri aynı değeri üretmez.
Her sektör aynı fırsatı sunmaz.
Dolayısıyla satış organizasyonu da hepsine aynı
ağırlığı vermemelidir.
Üçüncü
İlke: Önce Potansiyeli Ölçün
Satış bölgesi çizmeden önce pazar analiz
edilmelidir.
Bunun için şu sorular cevaplanmalıdır:
- Türkiye'de toplam pazar büyüklüğü nedir?
- Kaç potansiyel müşteri vardır?
- Bu müşteriler hangi sektörlerde yoğunlaşmaktadır?
- Hangi illerde kümelenmektedir?
- Hangi bölgeler daha yüksek satış potansiyeline sahiptir?
- Mevcut müşteriler hangi illerde bulunmaktadır?
Bu analiz yapılmadan oluşturulan satış bölgeleri
çoğu zaman sezgilere dayanır.
Oysa doğru organizasyon veriye dayanmalıdır.
Dördüncü
İlke: Önceliklendirme Yapın
Bütün iller aynı öncelikte olmamalıdır.
Pratikte üç seviyeli bir yaklaşım oldukça
etkilidir.
Birinci Öncelik
Yüksek müşteri yoğunluğu bulunan iller.
Yüksek ciro potansiyeli.
Düzenli ziyaret.
Aktif bayi geliştirme.
Yeni müşteri kazanımı.
İkinci Öncelik
Orta potansiyelli iller.
Belirli periyotlarda ziyaret.
Fırsat odaklı çalışma.
Üçüncü Öncelik
Düşük potansiyelli veya uzak bölgeler.
Talep geldikçe çalışma.
Distribütör veya bayi üzerinden yönetim.
Dijital temas.
Bu yaklaşım satış gücünün en değerli olduğu yerde
kullanılmasını sağlar.
Beşinci
İlke: Büyük Lokmayı Küçültün
Birçok şirket büyümeyi yanlış yorumlar.
Önce bütün Türkiye'ye ulaşmaya çalışırlar.
Sonra bütün sektörlere.
Sonra bütün müşteri tiplerine.
Bu yaklaşım satış organizasyonunu büyütmez.
Parçalar.
Doğru yöntem ise tam tersidir.
Önce küçük ama yönetilebilir bir alan seçilir.
O bölgede güçlü bir müşteri tabanı oluşturulur.
Referanslar kazanılır.
Pazar payı artırılır.
Daha sonra yeni bölgeler sisteme eklenir.
Başarılı satış organizasyonları genişleyerek
değil, derinleşerek büyür.
Altıncı
İlke: Her Bölgenin Tek Sahibi Olmalıdır
Satış organizasyonlarında en sık görülen
sorunlardan biri sorumluluk çakışmalarıdır.
Aynı müşteriye iki satışçının gitmesi...
Aynı bayiyi iki bölge müdürünün yönetmesi...
İki satışçının aynı teklif üzerinde çalışması...
Bütün bunlar organizasyonel karmaşa üretir.
Temel kural nettir.
Bir müşteri.
Bir bayi.
Bir il.
Bir satışçı.
Sorumluluk net olduğunda performans da
ölçülebilir hale gelir.
Yedinci
İlke: Satışçının Zamanını Yolda Harcamayın
Satışçının en değerli faaliyeti araç kullanmak
değildir.
Müşteriyle görüşmektir.
Bu nedenle bölge tasarlanırken sadece müşteri
sayısı değil;
- yol süresi,
- ulaşım maliyeti,
- ziyaret sıklığı,
- rota verimliliği
birlikte değerlendirilmelidir.
Amaç satışçının mümkün olduğunca fazla zamanını
müşteriyle geçirmesini sağlamaktır.
Sekizinci
İlke: Satış Bölgelerini Adil Değil, Dengeli Tasarlayın
Her satışçıya aynı sayıda il vermek adalet
değildir.
Bir satışçı on yüksek potansiyelli ili
yönetirken, diğerine yirmi düşük potansiyelli il vermek de dengeli
olmayacaktır.
Denge;
- müşteri sayısı,
- ciro potansiyeli,
- ziyaret yükü,
- seyahat süresi,
- büyüme fırsatı
birlikte değerlendirilerek kurulmalıdır.
Amaç eşit iş yükü değil, yönetilebilir iş
yüküdür.
Satış
Organizasyonu Nasıl Kurulmalıdır?
Sağlıklı bir saha yapılanması şu sırayla
oluşturulmalıdır:
- Toplam pazar büyüklüğü belirlenir.
- Potansiyel müşteri sayısı çıkarılır.
- Müşteriler segmentlere ayrılır.
- İl bazında potansiyel hesaplanır.
- Bölgeler oluşturulur.
- İller önceliklendirilir.
- Satış bölgeleri tasarlanır.
- Her bölgenin tek sorumlusu atanır.
- Satış hedefleri bölgesel potansiyele göre belirlenir.
- Kaynak arttıkça yeni bölgeler sisteme eklenir.
Bu yaklaşım satış organizasyonunu büyütmeden önce
güçlendirir.
Sonuç
Satış organizasyonu çizmek kolaydır.
Zor olan, o organizasyonu sürdürülebilir hale
getirmektir.
Kaynakları sınırlı olan KOBİ'ler için çözüm daha
fazla satışçı istemek değildir.
Önce mevcut satış gücünü doğru kullanmaktır.
Türkiye'nin tamamına ulaşmaya çalışmak kulağa
etkileyici gelebilir.
Ancak başarı, haritada en fazla ili boyamakla
değil; seçilen pazarlarda en güçlü oyuncu olabilmekle gelir.
Çünkü satışta gerçek rekabet, her yere gitmekle
değil; doğru yere, doğru sıklıkta ve doğru kaynakla gidebilmekle kazanılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder