PAZARLAMA 4P’DEN ÖNCE BAŞLAR
Pazarlamayı
Büyümenin Bilimi Olarak Yeniden Tanımlamak
4P pazarlamanın temeli olabilir. Ama rekabet varsa,
müşteri varsa, büyüme hedefi varsa… artık yetmez.
Çünkü pazar sabit değildir. Rakipler beklemez. Müşteri değişir.
Bugün pazarlama; ürün anlatmak, fiyat koymak veya kampanya yapmak değildir.
Bugün pazarlama, rekabet içinde yön bulma, müşteri tercihlerini okuma ve
büyümeyi yönetme işidir.
4P bu oyunda hâlâ masadadır ama artık oyunun kendisi değildir.
Pazarlama eğitimleri neredeyse istisnasız biçimde aynı
yerden başlar: 4P.
Product, Price, Promotion ve Place.
Philip Kotler tarafından sistematik hale getirilen bu
çerçeve, pazarlama disiplininin temel taşlarından biridir. Bugüne kadar sayısız
kitapta, eğitimde ve sunumda başlangıç noktası olarak kullanılmıştır. Zaman
içinde bu P’lerin sayısı artırılmış olsa da çekirdek yapı değişmemiştir.
4P önemlidir. Olmazsa olmazdır.
Ancak yeterli değildir.
Çünkü 4P, pazarı büyük ölçüde statik
kabul eder. Doğrusal bir mantıkla çalışır. Şirketin; ürününü, fiyatını,
promosyonunu ve kanalını çevresinden büyük ölçüde bağımsız olarak
belirleyebileceğini varsayar. Şirket adeta pazarın üzerinde, etkileşimden kopuk
bir noktada konumlanır.
Bu yaklaşım matematikte statik bir denge analizine
benzer. Temeldir. Gereklidir. Ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü statik
modeller yalnızca bulunduğun noktayı tarif eder. Değişimi açıklamaz. Hızı ve
yönü göstermez.
Oysa gerçek dünya dinamiktir. Matematikte değişim devreye girdiğinde türev
gerekir. Hız ve ivme hesaplanmadan sistem yönetilemez.
Pazarlamada da durum aynıdır.
Pazar koşulları sürekli değişir.
Rekabet dinamik bir baskı unsurudur.
Müşteri tercihleri zamanla yön değiştirir.
Bu değişkenler devreye girdiğinde, 4P tek başına yön göstermez. Çünkü 4P
konumu tarif eder; değişimi yönetmez.
Rekabet Varken 4P Yetmez
Pazarlamayı zorlaştıran en güçlü değişken rekabettir. Rekabetin olmadığı bir
dünyada 4P doğrusal biçimde planlanabilirdi. Ürün tanımlanırdı. Fiyat
belirlenirdi. Promosyon yapılırdı. Kanal kurulur ve sistem çalışırdı.
Varsayımlar büyük ölçüde sabit kalırdı.
Ancak gerçek dünyada rakipler vardır. Ve rekabet, pazarlamayı statik bir
planlama faaliyeti olmaktan çıkarır. Oyunun kurallarını kökten değiştirir.
Çünkü rakiplerin olduğu bir ortamda artık tek başına karar almak mümkün
değildir. Her karar, rakiplerin mevcut ve olası hamleleriyle birlikte anlam
kazanır.
Bu noktadan sonra soru değişir. Mesele artık “ne yapıyoruz?” değildir.
Mesele, “rakiplere göre ne yapıyoruz?”
sorusudur. Rekabet, pazarlamayı bağlamdan kopuk kararlar alan bir disiplin
olmaktan çıkarır; karşılıklı etkileşim içinde çalışan bir strateji alanına
dönüştürür.
Rekabet, iki ya da daha fazla tarafın, herkesin aynı anda elde etmesi mümkün
olmayan bir değeri elde etmek için verdiği mücadeledir. Rekabet varsa yarış
vardır. Yarış varsa herkes kazanamaz. Bu gerçek, pazarlamanın doğasını
belirler.
Bu nedenle şirketin hedefi yalnızca ürün üretmek veya satış yapmak değildir.
Hedef, rakiplere kıyasla daha fazla müşteriye ulaşmak, rakiplerden daha fazla
müşteri kazanmak ve bu üstünlüğü sürdürülebilir hâle getirmektir. Bu da
pazarlamayı kaçınılmaz olarak rekabetçi, dinamik ve
karşılaştırmalı bir perspektife taşır.
4P bu zeminde hâlâ gereklidir; ancak tek başına yeterli değildir.
İkinci Değişken: Müşteri
Rekabet kadar güçlü ikinci değişken müşteridir. Hatta çoğu pazarda, oyunun
sonucunu belirleyen asıl faktör müşteridir. Çünkü rekabet, müşterinin
tercihleri üzerinden yürür. Rakipler birbirleriyle değil, müşterinin zihninde
yarışır.
Bu nedenle müşteri yalnızca satın alan taraf değildir. Müşteri; ürünün ne
olacağını, hangi özelliklerin değerli sayılacağını, fiyatın hangi seviyede
kabul edileceğini ve kanalın nasıl çalışacağını belirler. İletişimin dili bile
müşterinin algı dünyası tarafından şekillenir.
Müşteri beklentileri ve tercihleri dikkate alınmadan verilen 4P kararları
sahada karşılık bulmaz. Kâğıt üzerinde doğru görünen planlar uygulamada boşa
düşer. Çünkü pazarlama, şirketin ne söylemek istediğiyle değil, müşterinin ne
anladığıyla ölçülür.
Bu nedenle pazarlama kararları yalnızca şirket içinden bakılarak verilemez.
Ürün, fiyat, promosyon ve kanal; müşteri davranışı, algısı ve tepkisiyle
birlikte düşünülmek zorundadır. Aksi hâlde 4P, teorik bir egzersiz olmaktan
öteye geçemez.
Sonuç olarak pazarlama, tek yönlü bir planlama faaliyeti değildir. Rakipler
ve müşteriler sürekli olarak kerteriz alınmalıdır. Çünkü dinamik pazarlamada
yön, şirketin iç pusulasıyla değil; pazarın verdiği sinyallerle belirlenir.
Pazarlama 4P’den Önce Başlar
Bir sektör veya pazar, bir şirketin ürün üretme kararından çok önce vardır.
Pazar; büyüklüğüyle, oyuncularıyla, müşteri alışkanlıklarıyla ve kanal
yapılarıyla şirketten bağımsız biçimde şekillenmiştir. Şirket ürünü
tasarladığında, fiyatı düşündüğünde veya bir kanal planladığında, aslında zaten
var olan bu yapının içine adım atar.
Bu nedenle pazarlama, ürün ortaya çıktıktan sonra başlayan bir faaliyet
değildir. Pazarlama, şirketin pazara girmeden önce pazarın nasıl işlediğini
anlamasıyla başlar. 4P bu sürecin başlangıcı değil, sonucudur.
Dinamik pazarlama perspektifinde önce resmin bütünü okunur. Rekabetin nerede
yoğunlaştığı, hangi alanlarda sertleştiği ve hangi alanlarda boşluklar
bıraktığı analiz edilir. Müşterinin hangi problemleri yaşadığı, hangi
ihtiyaçlarının karşılanmadığı ve hangi çözümlere duyarsız kaldığı anlaşılır.
Kimlerin kazandığı, kimlerin zorlandığı netleşir.
Bu sorular cevaplanmadan yapılan 4P çalışmaları, strateji üretmez. Yalnızca
iyi niyeti gösterir. Çünkü ürün, fiyat, promosyon ve kanal; pazarın
gerçeklerine temas etmediği sürece sahada karşılık bulmaz. Pazarlama, ancak
4P’den önce başlayan bu analiz süreci doğru kurgulandığında anlamlı ve etkili
hâle geli
Pazarlama Statik Değil, Dinamik Bir Disiplindir
Pazarlamayı statik bir tanım setiyle ele almak yanıltıcıdır. Çünkü pazar
statik değildir. Rekabet değişir. Müşteri davranışı yön değiştirir. Kanal
yapıları dönüşür. Bu nedenle pazarlama, sabit kurallarla değil; değişkenler
üzerinden çalışan dinamik bir disiplin
olarak ele alınmalıdır.
Bu dinamiğin merkezinde büyüme vardır. Pazarlama, şirketin büyümesini mümkün
kılan karar sistemidir. Ürün, fiyat, iletişim ve kanal kararları; tek tek
değil, büyümeye etkileri üzerinden anlam kazanır. Bu bakış açısı, pazarlamayı
klasik tanımların ötesine taşır ve onu büyümenin bilimi
hâline getirir.
Büyüme, tek seferlik satışlarla değil; sürekli ve sürdürülebilir satışlarla
gerçekleşir. Satış sürekliliği ise rekabette üstünlük gerektirir. Rekabet
üstünlüğü, müşterinin tercih ettiği bir değerin yaratılmasına bağlıdır. Bu
değer, yalnızca beğenilmekle kalmamalı; kârlı fiyatlarla satılabilmelidir.
Ayrıca doğru kanallarda yaygınlık kazanmalı ve erişilebilir olmalıdır.
Bu zincirin hiçbir halkası pazarlamanın dışında değildir. Aksine bu zincirin
tamamı, pazarlama kararlarının doğrudan konusudur. Pazarlama; ürünü
tanımlamakla değil, büyümeyi sistematik biçimde üretmekle ilgilidir. Bu nedenle
pazarlama, statik bir plan değil; değişimi yöneten, büyümeyi sürdüren dinamik
bir yönetim disiplinidir.
Neden Bu Yaklaşım?
Pazarlamayı büyümenin bilimi olarak ele almak, konuyu soyut teoriden çıkarır
ve doğrudan reel iş pratiğinin merkezine yerleştirir. Bu bakış açısı,
pazarlamayı destek fonksiyonu olmaktan çıkarır; şirketin yönünü ve hızını
belirleyen temel karar alanı hâline getirir.
Bu yaklaşımda pazarlama;
bir iletişim faaliyeti değildir,
bir kampanya planı değildir,
bir ajans konusu hiç değildir.
Pazarlama; rekabeti, müşteriyi ve kanalı aynı anda okuyarak büyümeyi yöneten
bir yönetim disiplinidir. Doğru soruları sorar.
Doğru kararları üretir. Ve şirketi tesadüflerle değil, bilinçli tercihlerle
büyütür.
Bu nedenle pazarlama, anlatılan değil yönetilen; uygulanan değil yön veren
bir alandır. Büyümek isteyen her şirket için pazarlama, artık bir seçenek
değil, zorunlu bir yönetim yetkinliğidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder